Askeri Baytar Mektebinden Selimiye Mesleki Teknik Anadolu Lisesine Bir Vefasızlık Hikayesi
- Zülfikar Erocak
- 9 Mar
- 3 dakikada okunur
Askeri Baytar Mektebinden Selimiye Mesleki Teknik Anadolu Lisesine
Sadece bir yerinden edilme hikayesi değil üzerinde duracağımız olaylar. Bir kurumu belleklerden de oyup çıkarmak için belki kapatmaktan daha etkili olan yöntem onu mekânından koparmaktır. Tarihin akışı mekânı ne kadar değiştirirse değiştirsin mekânda belleğe bir dayanak arama ve anlamlandırma eğilimimizden vazgeçemiyoruz, iyi de ediyoruz.
Tarihe; anlamak, kabullenmek, sahiplenmek, değiştirmek, yazmak gibi birçok yönden yaklaşabilirsiniz. Hangi zaviyeden baktığınız, tarihe ve kalıtlarına da yaklaşım biçiminizi belirler. Örneğin piyasacıysanız ve karlılık dışında amacınız yoksa binalara gelir getirip getirmediği üzerinden değerlendirme yapmanız kaçınılmazdır. Toplumcu bir bakış açısıyla bakıyorsanız toplumun ihtiyaçları ve geleceği üzerinden değerlendirme yapmanız gerekir ki tarihle ilişkinizi de bu minvalde kurarsınız. Peki hem piyasacı olup hem de tarihle ilişkisini muhafazakarlık üzerinden tanımlamak mümkün müdür? İşte hikayemiz tam da bu kıskacın devreye girdiği yerde başlıyor.

Yaşanan ve algılanan mekân tasarlanan mekana yeniliyor!
Tabelasını Koltuğunun Altına Verdiklerimizden misiniz?
Selimiye Mesleki Teknik Anadolu Lisesi bundan sekiz yıl önce, yüzyılı aşan tarihiyle İstanbul’un kaderine Birinci Dünya Savaşından günümüze şahitlik etmiş okullarımızdan biriyken hem ismini aldığı semtten hem de estetik ve mimari değeriyle bütünleştiği tarihi binasından koparıldı. Okulun binası ve arazisi Yeni bir kurum olan sağlık bilimleri üniversitesine verildi. Arazi çevresindeki duvarlar üniversite tanıtımı amacıyla reklam panosu olarak kullanılmaya başlanmış ama okulun arazisi ve binalarında hiçbir faaliyet yapılmamıştır.
Selimiye MTAL ise Murat Reis Mahallesinde başka bir okulun ek binasına geçici olarak taşındı ve bu yıl misafirliği son bulacak ama yine tabelası ismini aldığı semt olan Selimiye ve özdeşleştiği binasıyla kavuşamayacak. Aslında kimsenin anlamadığı bir domino etkisi altındayız ama geriye doğru sardıkça yaşananlara dair bir düşünce de şekillenmekte. Söylem ve söylenti arasında okul bileşeni olan öğrenci öğretmen ve velilere yansıyan durumu özetlemeye çalışacağım. Üsküdar ilçesinde yıllardır oradan oraya gönderilen bir okulumuz da Ahmet Ratıp Paşa Güzel Sanatlar Lisesidir. Bu okula yapılacak yeni binaya kız imam hatip okulu açmak istediklerinden yeni bir bina arayışına girişilmiş ve Selimiye MTAL’nin bulunduğu Murat Reis Mahallesindeki binaya taşınması uygun görülmüş. Söz konusu imam hatipse gerisi teferruattır. Şeyh Şamil MTAL kapatılarak Selimiye MTAL bu binaya taşınacak. Biliyorum karışık ve “bu kadar hengameye ne gerek vardı” sorusu akla geliyor. Hem binası elinden alınmış Selimiye MTAL’nin durumu hem de tabelasını eline almış göç yolundaki diğer okulların durumu…

Kültürel mirası öğrenciden temizlediler, şimdi ise o görkemli tarihi boş bir kabuk gibi reklam panosu yaptılar.
Yine Selimiye MTAL’ye dönecek olursak, Mareşal Fevzi Çakmak’ın "Türk Veteriner hekimleri olmasaydı istiklalimizi kazanamayacaktık." sözüyle de kurumun tarihteki önemini özetlemektedir. Değer, erdem, gelenek argümanlarıyla günlerdir okullardaki eğitim tarihimizde hiç olmayan ramazan etkinliklerini kültürümüzün bir parçasıymış gibi okullara dayatanların taşa kazılmış bu değeri yok etmesine ne demeli. Süreçten doğrudan etkilenecek öğrenci ve öğretmenler sürekli “tabelamız kalacak, okulumuz kapanmayacak” sözleriyle teskin edilmeye çalışılıyor. Yani koskoca bir tarih mekândan kopartılıp tabelaya indirgeniyor. İşte tam burada duruma göre bazen piyasacı bazen gelenekçi ama hiçbir zaman toplumdan yana olmayan bir duruşu zamanın aynasında test etme olanağı buluyoruz.
Mezun olacak bir öğrencimiz geçenlerde “Eski binaya dönecek olsak okulu uzatıp bir sene daha okurum.” diyordu. Belli ki gencecik çocuklar koca koca yöneticilerden daha iyi kavramış meseleyi. Küçücük bir ilkokulu kapatırsanız bir mahallede kıyamet kopar ve kopmalıdır da. Bu mahallenin okuludur ve mahalleli sahip çıkar. Peki yüz yılı aşkın süredir Türkiye’nin dört bir yanından gelmiş binlerce öğrencisini mezun etmiş bir okula kim sahip çıkmalı? Öğrenciyi sınavla aldığı için mahalle bağı olmayan bir okul. İşte tarihiyle ve işleviyle tüm toplumun tarih bilinciyle sahip çıkması gereken Selimiye MTAL tüm bu sürgünleri yaşarken bu sessizlik neye yorulmalı? Toplum mu olamadık? Yoksa mezunları Anadol’unun dört bir yanına dağılmış mezunları yeterince nüfuzlu kişiler değil midir? Mezunlarımız belki sınıfsal olarak başka tarihi okul mezunları kadar nüfuzlu değildir ama biz biliyoruz ki hepsi de hünerlidir ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kalkınmasında emekleri vardır.
Geldiğimiz noktada Leferbvre’den kavram ödünç alacak olursak yaşanan ve algılanan mekân, tasarlanan mekâna yenilmiştir. Yaşanan mekân Osmanlı İmparatorluğu’nun yenileşme çabasıyla başlamış cumhuriyetle devam etmiş bir sürecin ürettiği mekandır. Tasarlanan ise günümüz yöneticilerinin tüm bu süreci yok sayıp kendilerince bir tarif yapmalarıdır. Algılanan mekân ise üç okulun öğrencisi, öğretmeni ve velisiyle yaşadığı kaostur.
Yazıya başlarken “Tarihin akışı mekânı ne kadar değiştirirse değiştirsin mekânda belleğe bir dayanak arama ve anlamlandırma eğilimimizden vazgeçemiyoruz, iyi de ediyoruz.” derken, bir umuda da işaret etmek istemiştim. Sağduyu iyidir ama karar vericiler sağduyulu davranmıyorsa sesine ses katıp sağır kulaklara bile gerçeği duyurmak gerekir. Hiç olmazsa birilerinin Selimiye MTAL’ye sahip çıktığının izi kalsın gelecek nesillere.
Neyse ki tarihçesi kendisine yakışır bir özenle hazırlanmış, okul web sitesinden ulaşılabiliyor. Olur da merak ederseniz diye linki buraya bırakıyorum.

Yorumlar